Bugun...


TÜBİTAK Başkanı Karabük'ten Bildirdi

TÜBİTAK Başkanı Karabük'ten Bildirdi

       Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Ahmet Arif Ergin, "Endonezya'da birisinin belirli bir şeyi üretiyor olması Türkiye'de bunu ilk defa yaptığınız zaman alkışlanmamayı gerektirmez. Dolayısıyla Endonezya'da yapılıyordur, belki bin senedir yapılıyordur ama Türkiye'de 'ilk defa yapacağım.' diyorsanız ticari bir şeyi Türkiye'nin 'evet arkadaşım ben seni destekliyorum.' demesi lazım." dedi.

Ergin, Karabük Üniversitesi (KBÜ) Bilimtey Bilim Kulübü tarafından Hamit Çepni Konferans Salonu'nda düzenlenen "7. Uluslararası Bilim Günleri"nde yaptığı konuşmada, TÜBİTAK'ın öğrencilerin bilimsel veya teknolojik bir hayatın içerisinde olduğu zaman destek verdiğini söyledi.

TÜBİTAK akademisyen ve sanayi kanadına da destek verdiğini ifade eden Ergin, "Bu destek kanadının öbür kanada doğru uzayan bir kanalı var o da şudur. Kamunun yani devletin kurum ve kuruluşlarının bunun içerisine güvelik güçleri de dahil olmak üzere ve hatta Devlet Su İşleri dahil olmak üzere, hatta raylı ulaşım konusundaki kurumlarımız dahil olmak üzere gelip de 'Türkiye'de böyle büyük bir çapta araştırma yapmak lazım. Bir kaç yüz milyon liralık bir ürüne yönelik çalışma yapılması lazım.' denildiğinde akademinin imkanlarının yetmediği, sanayinin de daha karlılığını görmediği konularda devlet eliyle araştırmaları biz fonluyoruz. Burayı ister kamu kuruluşları yüklenici olarak gelsin isterse özel sektör 'ben yapmak istiyorum' desin TÜBİTAK bunun maddi desteğini sağlıyor." diye konuştu.

TÜBİTAK'ın Bilişim Teknolojileri, Ulusal Kriptoloji, enerji, kimya, gıda ve İleri Teknolojiler Araştırma Enstitüsü gibi 20 tane enstitüsü olduğunu vurgulayan Ergin, kurumda çalışan personelin yaptığı işlerin hayatın içerisindeki belirli unsurlarda her noktasında bir yerden insanlara ulaştığını belirtti.

- "TÜBİTAK çok temel teknolojiler üretiyor."

Yapılan işlere TÜBİTAK logosunu genellikle basmadıklarını anlatan Ergin, şöyle konuştu:

"Bundan sonra da basmayacağız nedeni de şu. TÜBİTAK kendisi bir rekabet kurumu değil, özel sektörle rekabet etmeye kalkarsa haksızlık etmiş olacak. Devlet kaynaklarını özel sektörü bastırmakla kullanırız. O yüzden ne yapıyoruz? Yeni bir yapılanma içerisindeyiz. Bu yapılanmayla da şunu yapacağız. TÜBİTAK çok temel teknolojiler üretiyor. Örneğin, gen dizilemesiyle ilgili ufak cihazlar ve çipler yapıyoruz ve diyoruz ki, 'Biz bunu bütün sektörün içerisinde üretici olmak isteyenlere çok ucuz bir bedelle lisans isteyeceğiz. Ne işe yarayacak bu? Birisi bunu alacak İphoneye takılan bir application üzerinden çalıştırdığı zaman kişinin genetik yapısına özel diyet programları yazabilecek veya hastanede yeni doğmuş bebeklerde görülen sarılık hastalığını tespit etmek içi her gün o bebeklerden kan alınıyor, hayır sadece derisiyle temasta bulunarak bunun ölçümlerini yapabilecek yine bir application yazabilecek."

Ergin, şöyle devam etti:

"Şuanda yaşadığımız bazı sıkıntılar var. Ülkemiz belirli terör olaylarının odak noktası haline geldi. Peki biyolojik veya kimyasal bir ajan ortama yayıldığı zaman 'buna bir dedektör yapmak için istiyorum.' diyorsanız yine TÜBİTAK'ın biyolojik unsurların tespitini geliştirdiği bu çipleriyle herkes dedektör yapmaya namzet hale gelebilecek. Bu ürünlerinin hangisinin üzerinde TÜBİTAK logosu olacak? Hiç birinde. Ama merkezi olarak bunu sağlayan teknoloji üretmekle devlet adına TÜBİTAK yükümlü. O yüzden de bizim 5 bin kişilik kadromuzun 3 bin 804 tanesi bu enstitülerimizde görev almakta. Dolayısıyla 'TÜBİTAK' denince bir Ar-Ge'yi fonlayan, iki Ar-Ge'nin devlet eliyle yapılması gereken kısımlarını yapan iki kanatlı bir yapımız var."

- "20 yaşında birisinin kendi şirketinin kurmasının önündeki en büyük engel nedir? Sermaye"

TÜBİTAK'ın her yıl çok ciddi 33 bin projeyi incelediğini, bazı projelerin fizik kurallarına aykırı olduğuna işaret eden Ergin, bir fikrin olmasının onun çalışacağını anlamına gelmediğini kaydetti.

"TÜBİTAK'a gelip de 'benim fikrim var.' dediğinizde tekno gelişim sermayeleriyle veya başka sanayi destekleriyle devletin burada size yardımcı olması lazım." diyen Ergin, "İlla sizi birileri istihdam etmek zorunda mı? Niye çıktığınızda kendi şirketinizi kurmuyorsunuz? 20 yaşında birisinin kendi şirketinin kurmasının önündeki en büyük engel nedir? Sermaye. İşte o noktada yine TÜBİTAK var. Yıllardır Türkiye'de benim meslek hayatım Türkiye'de 30 yılı buluyor, 30 yıldır hep duyduğumuz üniversite-sanayi işbirliğinin belki de çöktüğü nokta burası. Üniversitedeki döngülerimizle, mekanizmalarımızla ve ilgi alanlarımızla sanayimizin ilgi alanları bir birine hemen kaynaşabilecek nitelikte değil. Bir biriyle alakalı ama doğrudan bir biriyle örtüşüp el sıkışabilecek bir ortamları ne yazık ki yok." ifadelerine yer verdi.

Bunun yalnızca Türkiye'de olmadığını dünya üzerinde yapılan anlaşmalarda gördükleri her yerde aynı problemin olduğunu kaydeden Ergin, şu ifadeleri kullandı:

"Bu noktada işte buradan üniversitenin sınıflarından çıkan birisinin doğrudan iş hayatına intikalinde eğer sermaye desteği varsa veya yoksa bunun kamu eliyle yapılması lazım. Onun bir değerlendirmesinin yapılması, değerlemesinin yapılması gerekiyorsa kamudan bir otoritenin çıkıp 'evet bu kişinin fikirleri ulaşmak istediği bilimsel, teknolojik ticari hedefleri gerçekten ülkenin kaynaklarına yatırmaya değer bir şeydir' diyecek bir otoriteye ihtiyaç var. TÜBİTAK bu otorite görevini öyle ya da böyle üstlenmiş bir kurum. Başka kurumlar var mı? Evet var. Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanlığının kendi bir Ar-Ge fonu var, Savunma Sanayi Destekleme fonu var. Enerji Bakanlığının Enerji Piyasası Denetle Kurumunun (EPDK) fonları var. 'Ben rüzgar tribünlerinde verimliliği yüzde 2 artıracağım.' dediğiniz zaman ülkeye bunun net yararı bir kaç milyar dolar oluyor yılda. O fikrinizi gerçekten anlatabileceğiniz bir EPDK'nın bir Ar-Ge fonu var."

- "O kapıyı çalıyorsunuz senden 50 evrak istiyor"                                      

Türkiye'nin olgunluk seviyesi bakımından ortanın az üzerinde olduğunu söyleyen Ergin, şunları kaydetti:

"Her kurumun Ar-Ge niteliğini değerlendirme yöntemi bir birinden farklı. Bir fikriniz varsa sizin bunu tek bir merciye anlatmanız onun değerlendirme mekanizmasından geçmesi güzel bir şey. Ama o kapıyı çalıyorsunuz senden 50 evrak istiyor, bu kapıyı çalıyorsun 'ben senden teminat istiyorum.' diyor, bunu çalıyorsun başka bir şey istiyor. Bunları bizim homojenize etmemiz lazım. Bir kişinin bir fikri varsa bunu bir kere anlattığı zaman devletin bunu anlaması gerekiyor. Şuanda o yapıda değiliz. O yüzden o mükemmelliğe ulaşmak içinde devlet tarafında bizim yapmamız gereken işlerimiz var. Bunun siyasi düzendeki söylemi şu şekilde gidiyor, 'TÜBİTAK'ı yeniden yapılandırmamız lazım.' Bu yeniden yapılandırmanın altında bir kaç şey var."

- "TÜBİTAK'ı yapılandırmamız lazım"

Ticari olarak bir projenin kendilerine geldiği zaman o projeyi ticari olarak değerlendirmeleri gerektiğini ifade eden Ergin, "Akademik hayatta bir yerde bir kişinin yazmış olduğu makale o işin orijinalliğini bitirir. İkinci makaleyi hayatta kimseye kabul ettiremezsiniz. Ama ticari faaliyet öyle değil. Endonezya'da birisinin belirli bir şeyi üretiyor olması Türkiye'de bunu ilk defa yaptığınız zaman alkışlanmamayı gerektirmez. Dolayısıyla Endonezya'da yapılıyordur belki bin senedir yapılıyordur ama Türkiye'de 'ilk defa yapacağım diyorsanız.' ticari bir şeyi Türkiye'nin 'evet arkadaşım ben seni destekliyorum.' demesi lazım. Yoksa Endonezya'da bu yapılmıştı ben bunu reddediyorum. İyi çok güzel Endonezya'ya o zaman ömür boyu bağımlı kaldık. Bu yüzden bizim TÜBİTAK'ı yapılandırmamız lazım." şeklinde konuştu.

Ergin, sosyal bilimler açısından değerlendirmeleri yapmaları gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

"Dünya ortalaması yüzde 50-55 arasında sosyal bilimci üniversitelerde varken akademisyen bakımından söylüyorum, Türkiye'de akademisyenlerimizin içerisinde sosyal bilimiler yüzde 75 ve TÜBİTAK' denince aklınıza ne kadar sosyal bilimci geliyor? Benim pek gelmiyor. 5 bin kişilik ekibimin içerisinde sosyal bilimci sadece 50 kişi var. Peki biz bu durumda bu kadar sosyal problemlerin hakim olduğu bir coğrafyada nasıl olacak da bilimsek yetkinliğimizi, teknolojik ilerliliğimizi halkımızla insanımızla barışık bir şekilde gerçekleştireceğiz. İstediğiniz teknolojik ürün üretin işin hukuki boyutunu halletmeden bu iş olmaz. Pazarlama boyutunu halletmeden bu iş olmaz. Bizim öz değerlerimize uyacak olan teknolojiyi sağlamamız lazım."

Konuşmanın ardından KBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar, Ergin'e plaket verdi.

 






YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



4 + 6 =
İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
SON YORUMLANANLAR HABERLER
YUKARI